Vergide Adalet, Emekçinin Hakkı, Toplumun Vicdanıdır
Bir ülkede adaletin terazisi, sadece mahkemelerde değil; işçinin maaş bordrosunda, emekçinin sofrasında tartılır.
Alın teriyle çalışan bir insan, emeğinin karşılığını eline geçirmeden kaybediyorsa; orada bir düzen değil, bir adalet açığı vardır.
Bugün milyonlarca emekçi, yılın daha ilk aylarında “vergi dilimine” takılıyor.
Yılın başında aldığı ücretle yıl ortasındaki ücreti aynı olmadığı hâlde, daha fazla çalıştıkça daha fazla vergi ödemek zorunda kalıyor.
Bu nasıl bir sistemdir ki; çalışan cezalandırılıyor, kazandıkça kaybediyor?
Kolay ulaşılandan çok, çok kazananlardan az alınan sistem
Mevcut vergi düzeni, “çok kazanan çok ödesin” ilkesine değil, “kolay ulaşılana çok vergi alalım” mantığına dayanıyor.
Yani sistem, üretenin değil kazananın değil, ulaşılabilenin üzerine kurulu.
Kayıtlı, maaşlı, bordrolu çalışan; devlete en düzenli vergiyi veren kesim.
Ama aynı zamanda, sistemin en ağır yükünü sırtlayan da o kesim.
Bir işçi, yılın birkaç ayı içinde yüzde 15’lik dilimden yüzde 20’ye, sonra yüzde 27’ye çıkıyor.
Bazıları yıl bitmeden yüzde 35’e kadar ulaşıyor.
Ne üretimi azaldı, ne emeği eksildi. Sadece vergi yükü arttı.
Bu tablo, bir “dilime” değil, adaletsizliğin içine düşen bir sisteme işaret ediyor.
Gelir eşitsizliği derinleşiyor
Bu yük sadece cebimizi değil, toplumun vicdanını da sarsıyor.
OECD’nin 2023 verilerine göre Türkiye, gelir dağılımı eşitsizliğinde en kötü ülkelerden biri.
Kiralar son 10 yılda 16 kat, konut fiyatları 20 kat arttı.
Ama bordrolu çalışan hâlâ aynı vergi oranlarıyla, aynı matrahlarla mücadele ediyor.
Ülkede üretilen refah artıyor, ama paylaşım adil değil.
Devletin en kolay ulaşabildiği kesim olan ücretliler, refahın değil yükün payına düşeni alıyor.
Bir tarafta dolar milyoneri sayısı katlanarak artarken, diğer tarafta işçi vergiyle terbiye ediliyor.
Bu, sosyal adaletle değil, vicdanla bile açıklanamayacak bir durumdur.
“Devlet vergi alır ama adil alırsa meşrudur”
Bin yıl önce Kutadgu Bilig’de anlatılan ilke bugün de geçerlidir:
“Yasa adil olacak, vergi adil olacak, güvenlik sağlanacak.”
Devlet, adil davrandığı sürece güçlüdür.
Ama düşük ve orta gelirli kesimlere yönelik ağır vergi baskısı, toplumun devlete olan güvenini zedelemektedir.
HAK-İŞ Konfederasyonu’nun hazırladığı raporlar da bu gerçeği açıkça ortaya koymuştur:
Sistem, yüksek gelir sahiplerine geniş muafiyet alanları bırakırken, bordrolu kesimi kıskaca alıyor.
Emekçinin talebi net: Adil bir sistem
Bizim çağrımız basit değil, derin bir adalet çağrısıdır.
Vergi sistemi, aile sorumluluğunu, çocuk sayısını, geliri ve yaşam koşullarını esas almalıdır.
Aksi hâlde, çalışan bir baba maaşını aldıktan sonra sofraya oturduğunda, sadece “ne kadar kazandım” diye değil, “ne kadarını devlete verdim” diye düşünmeye devam eder.
Biz diyoruz ki:
- Asgari ücret düzeyindeki gelirler tamamen vergiden muaf olmalı.
- Vergi dilimleri, enflasyon ve ücret artışlarıyla orantılı olarak düzenlenmeli.
- Aile yükümlülükleri, çocuk sayısı ve temel ihtiyaç harcamaları matrahtan düşülmeli.
- Gelir artışıyla birlikte vergi yükü değil, adalet payı artmalı.
Sendikal duruş: Ne meydan okuyoruz, ne susuyoruz
Biz Öz Gıda İş olarak ne meydan okuyoruz, ne de sessiz kalıyoruz.
Biz, adaleti yüksek sesle talep ediyoruz.
Bu talep, siyasetin değil; vicdanın, emeğin ve hakkın sesidir.
Çünkü biz biliyoruz ki:
Vergi adaleti sağlanmadıkça, çalışma barışı kalıcı olmaz.
Ücretli çalışan, emeğinin karşılığını alamadıkça; ülke ne kadar büyürse büyüsün, o büyüme adaletsizliğin üstünü örtemez.
Diyalogla çözüm, kararlılıkla takip
HAK-İŞ olarak hükümete sunduğumuz vergi modeli, sadece eleştiri değil; çözüm önerisidir.
Çağrımız nettir:
Gelin masada konuşalım.
Bu ülkenin emeğini omuzlayan milyonlarca çalışanın sesine kulak verin.
Vergide adil bir düzen kurarak, toplumsal güveni yeniden inşa edelim.
Biz inanıyoruz:
Vergide adalet, emeğin onurudur.
Ve biz, o onuru korumak için mücadeleye devam edeceğiz.
Ramazan Gülpolat
Genel Başkanı
Yayımlanma Tarihi: 5 Haziran 2026 Cuma








