Emekçinin Görünmez Zincirini Kırmak

Emekçinin Görünmez Zincirini Kırmak

Bir ülkenin gerçek fotoğrafı, makroekonomik tablolardan çok çalışma hayatının aynasında görülür. Enflasyon, işsizlik, gelir dağılımı ve iş kazalarına ilişkin rakamlar bize yalnızca ekonomik göstergeleri değil; milyonlarca alın teri sahibinin günlük yaşamını anlatır. Bugün Türkiye ekonomisi büyüme, ihracat ve üretim başlıklarında olumlu veriler üretiyor olabilir. Ancak bu iyileşme, eğer çalışanların cebine ve sofrasına yansımıyorsa eksik bir kalkınmadan söz ediyoruz.

Bu eksikliğin temelinde iki kronik sorun yatmaktadır: kayıt dışı istihdam ve örgütsüzlük.

Kayıt dışılık ekonomik olduğu kadar ahlaki bir meseledir
Son yıllarda devletin kayıt dışı istihdamla mücadelede attığı adımlar sayesinde önemli bir mesafe alındı. Sigortasız çalışma oranı geçmiş dönemlere göre gerilemiş görünmektedir. Ne var ki hâlâ her üç çalışandan birinin sosyal güvenlik şemsiyesi dışında kalması kabul edilebilir değildir. OECD ortalamalarının oldukça üzerindeki bu oran, sosyal güvenlik sistemini zayıflatmakta, haksız rekabet yaratmakta ve en önemlisi emekçiyi korumasız bırakmaktadır.

Sigortasız işçi demek; emeklilik hakkından, sağlık güvencesinden, toplu sözleşme korumasından yoksun insan demektir. Bu durum, emekçiyi ucuz işgücü deposu olarak gören anlayışın sonucudur. Kayıt dışılık büyüdükçe vergi kaybı artmakta, iş kazaları çoğalmakta, yoksulluk derinleşmektedir. Dürüst işlemeyen bir sistemde adalet de kayıt dışı kalır.

Bu nedenle çağdaş bir ekonomi, önce emeği görünür kılmak zorundadır.

Sendikal özgürlük iş güvencesiyle anlam kazanır
Örgütsüzlük, kayıt dışılığın ikiz kardeşidir. Ülkemizde yaklaşık 18 milyon ücretli çalışan bulunmasına rağmen sendikalı işçi sayısının son derece sınırlı olması, çalışma barışının önündeki en büyük engellerden biridir. Yalnızca küçük bir azınlık toplu sözleşmeden yararlanabilmektedir. Geriye kalan milyonlar, pazarlık gücünden ve hukuki korumadan mahrumdur.

Sendikaya üye olmanın işten çıkarılma sebebi haline getirildiği bir düzende demokrasi zayıflar, emekçinin onuru örselenir. Mahkeme kararlarının uzun sürmesi, işe iade mekanizmalarının etkin işletilememesi, işveren baskılarının caydırıcı biçimde önlenememesi; sendikal örgütlenmeyi fiilen işlevsiz kılmaktadır.

İş güvencesinin gerçek anlamda sağlanmadığı yerde sendikal özgürlükten söz edilemez.

Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı sürüyor
Orta Vadeli Program ve resmi açıklamalar, enflasyonun kademeli olarak gerilediğini ortaya koyuyor. Ancak kamuoyunun bilmesi gereken temel bir kural var: Enflasyonun düşmesi fiyatların düştüğü anlamına gelmez. Oran gerilese de etiketler yükselmeye devam etmektedir. Bugün enflasyon yüzde 32 seviyelerindedir; yani fiyatlar bir önceki yıla göre yüzde 32 artmıştır. Geçen yıl bu oran yüzde 70’ti. Oran düşüyor ama artış sürüyor.

Sonuçta dar ve sabit gelirli, henüz zamlı maaşını almadan yağmur gibi gelen yeni zamlarla karşılaşıyor. Alım gücü her ay biraz daha eriyor. Ücretleri enflasyonun sebebi gibi gösteren yaklaşım bilimsel de değildir vicdani de. Ücretli çalışanlar enflasyonun nedeni değil mağdurudur.

Yüksek enflasyonlu dönemlerde kazananlar bellidir; kaybedenler ise her zaman emekçilerdir.

Büyüyen pasta adil paylaşılmalıdır
Milli gelir artarken ücretlilerin aldığı payın düşmesi, Türkiye’nin en yakıcı çelişkisidir. Kârlar rekor kırarken kiralar, gıda ve temel tüketim malları karşısında işçiler yoksullaşıyor. Gelir ve servet eşitsizliği toplumsal huzursuzluğun ana kaynağı haline geliyor.

Biz diyoruz ki: Bu pastadan hepimiz adil pay alalım.
Kamu toplu sözleşmeleri bu noktada önemli bir ölçek ve denge mekanizmasıdır. Çalışanları tatmin etmeyen teklifler, emeği daha da değersizleştirmektedir. Ekonominin toparlandığı bir dönemde mali disiplin bahanesiyle ücretlerde aşırı cimri davranmak, sosyal restorasyonu geciktirir.

Gelir dağılımında adalet sağlanmadan ekonomik istikrar kalıcı olamaz.

İş kazaları örgütsüzlüğün en acı bedelidir
İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki gerçekler ise çok daha somuttur. Denetimin, sendikanın ve toplu sözleşmenin bulunduğu işyerlerinde ölümlü kazalar dramatik biçimde azalmaktadır. Örgütlü işyeri demek güvenli işyeri demektir. Buna karşın kayıtsız ve örgütsüz çalışma ortamlarında her yıl binlerce emekçi iş kazalarında hayatını kaybediyor veya sakat kalıyor.

Bu tablo kader değildir.
Ülkemizin; çalışma ortam ve koşullarını iyileştiren, meslek hastalıklarını önleyen, caydırıcı denetim mekanizmalarını güçlendiren kamusal bir iş sağlığı ve güvenliği sistemine ihtiyacı vardır. Taşeronlaşmayı teşvik eden, güvencesizliği büyüten modeller terk edilmeli; insanı merkeze alan politikalar hayata geçirilmelidir.
İnsan onuruna yakışır iş, güvenli işten geçer.

İşsizlikle mücadele nitelikli istihdamla olur
Resmi işsizlik oranları geriliyor olabilir. Ancak işsizliğin kalıcı olarak azalması, kayıtlı ve nitelikli istihdamın artmasına bağlıdır. Genç işsizliği, düşük ücretli geçici işler ve sosyal korumadan yoksun çalışma biçimleri sorunu perdelemektedir. İşgücünün eğitimle, mesleki gelişimle ve sendikal güvenceyle buluştuğu bir model, işsizliği gerçekten aşağı çeker.

Örgütlü toplum, güçlü ekonominin ön koşuludur.

Bizim mücadelemiz kararlı ve yapıcıdır
Öz Gıda İş Sendikası olarak duruşumuz nettir: Biz yalnızca eleştiren değil, çözüm üreten bir anlayışın temsilcisiyiz. Üyelerimizin haklarını savunurken üretim dengesini ve sosyal diyaloğu da gözetiyoruz. Çünkü biliyoruz ki çalışma hayatında adalet, kavga ile değil; güçlü mevzuat, etkin denetim ve örgütlü dayanışma ile kurulur.

Hayat pahalılığı ve yüksek enflasyon, vergide ve gelir dağılımında adaletsizlik, işsizlik, güvencesiz ve kayıt dışı istihdam, iş kazaları ve meslek hastalıkları gibi sorunlar bir bütündür. Bu bütünün çözümü de bütünlüklü politikalarla mümkündür.

Türkiye’nin ihtiyacı; emeği görünür kılmak, örgütlülüğü güçlendirmek ve ekonomik büyümeyi sosyal adaletle taçlandırmaktır.

Biz bu inançla yol yürüyoruz.
Her emekçinin sigortalı, güvenceli ve sendikalı çalıştığı; hiçbir işçinin örgütlendiği için korkmadığı; iş kazalarının değil iş güvenliğinin konuşulduğu bir Türkiye kurulana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
Çünkü örgütlü toplum güçlü devlettir.
Ve güçlü Türkiye, ancak güçlü emekle mümkündür.

Ramazan Gülpolat
Genel Başkan

Yayımlanma Tarihi: 6 Nisan 2026 Pazartesi